Bağlum'dan Göynük'lü İbrahim DENLİ

"Ya Rabbi senin rızanı tahsil için bu sevgili kuluna ve evliyana hizmet ediyorum. Bu hizmetim esnasında ayağıma batan kumların, dikenlerin, taşların adedince ümmeti Muhammedi affet."

Ehl-i Beyt Sevgisi

Gece Ehl-i Beyt sevgisi hakkında düşünürken bu konuyu paylaşmanın nefsim gibi Ehl-i Beyt sevgisine ihtiyacı olanlara faydalı olacağı ümidiyle bu yazıya niyetlendim.

Muvaffakiyet ve hidayet Cenabı Allah (c.c.) Hz.lerinden, şefaat Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa'dan (s.a.v.) .

Evvela '"Ehl-i Beyt kimdir?" ile başlayalım. Şu beş isim Ehl-i Beyt'tir.

  1. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.),
  2. Şahı Velayet, Esedullah İmamı Ali k.s.,
  3. Hz. Fatımatüz-Zehra r.a. validemiz,
  4. İmamı Hasan r.a.,
  5. İmamı Hüseyini r.a.

Yeri gelmişken "Al-i aba" olayını da hatırlayalım. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v) sırtında abası olduğu halde, abasının altına, Hz. Fatıma'yı, Hz. Ali'yi, Hz. Hasan'ı ve Hz. Hüseyin'i alması ve Ahzab Suresi'nin "Ey Ehli Beyt! Allah sizden günahı gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor." mealindeki 33. ayetini okuyup, bunlara dua etmesine atıf olarak "Al-i aba" olarak da isimlendirilir.

Bilindiği gibi; Efendimiz'in (s.a.v) soyu, kızı Hz. Fatıma r.a., çocukları Hz. Hasan r.a. ve Hz. Hüseyin'in r.a. neslinden devam etmiştir. Hz. Hasan'ın r.a. soyundan gelenlere "Şerif", Hz. Hüseyin'in r.a. soyundan gelenlere ise "Seyyid" denmiştir. Osmanlı döneminde Efendimiz'in (s.a.v) soyundan gelenlerin hepsi "Seyyid" olarak anılmıştır. "Seyyid" kelimesi ayrıca ulu, ileri gelen, efendi, ağa, bey mânâlarını da taşımaktadır.

Ehl-i Beyt’i kastetmek için kullanılan ‘Al-i Beyt’, Efendimiz’in neseb (soy) bakımından yakınları için tercih ediliyor. Yani, Hz. Fatıma, Hz. Ali, torunları Hasan ile Hüseyin ve onların soyundan gelenler Al-i Beyt olarak görülüyor. Bildiğimiz üzere Peygamberimiz, soyunun Hz. Ali ve Hz. Fatıma’dan devam edeceğini, “Her Peygamber’in nesli kendinden benimkisi ise Ali’den olacaktır. Ben kimin dostu isem Ali de onun dostudur. Sen dünyada da ahirette de benim kardeşimsin. Sen Hazreti Harun’un, Hazreti Musa yanında aldığı yeri benim yanımda almaktan razı değil misin? Şu farkla ki, benden sonra Peygamber yoktur!” şeklinde ümmetine bildirir.

Bu zaviyeden bakıldığında Ehl-i Beyt Efendimiz’in yakınlarını anlatmak için kullanılan, Al-i Beyt’i de kapsayan geniş bir ifade. Efendimiz’in yakınlarından kastedilenin bazı alimlerce arkadaşları ve onu sevenler olarak görülmektedir. Ehl-i Beyt’in içine Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) soyundan gelenlerin yanı sıra eşleri, amcaları ve diğer yakınlarını dahil etmekteler. Hatta bu yüzden “şirkten takvaya yönelmiş her muttaki kişi, Hz. Peygamberin ehli ve alidir.” diye bir açıklama dahi yapılmış. Alimlerin bu kanaatte olmasında Ehl-i Beyt’ten Ca’fer-i Sadık’ın (Hazreti Ali’nin 6. kuşaktan torunu) yorumu da etkili olmuştur kuşkusuz. Hazreti Ali’nin 6. kuşaktan torunu olan Cafer-i Sadık, “Ehl-i Beyt kimlere denir?” sorusunu şöyle cevaplıyor: “Hz. Peygamber’in dininin gereklerini yerine getiren tüm Müslümanlar, onun âlidir.

Allah Resûlü akrabalarına meveddet (sevgi) ile yaklaşmayı, Kendisine duyulan sevgiyi göstermenin bir aracı olarak sunuyor. Kur’an-ı Kerim’de Şûra Sûresi’nin 23. ayetinde durum şöyle ifade ediliyor: “Bu, Allah’ın, inanan ve iyi işlerde bulunan kullarını müjdelemesidir işte. De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim, ancak yakınlarıma sevgidir ve kim güzel ve iyi bir iş yaparsa onun mükâfâtını arttırırız; şüphe yok ki Allah, suçları örter, iyiliğe, mükâfatla karşılık verir...”. Meveddet ayeti olarak isimlendirilen bu ilahî kelam, İslam âlimlerine göre açık ve net olarak müminlere Allah Resûlü’nün Ehl-i Beyt’ini sevmeyi, onlara hürmet etmeyi emrediyor.

Yine Kur’an-ı Kerim’de Ali İmran suresi 31. ayette Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) uymamız emredilmektedir. "Ey Resulüm, de ki: Ey insanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, gelin bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah gafurdur, rahimdir! (çok affedicidir, engin merhamet ve ihsan sahibidir)".

Hz. Peygamber’in ailesini ve soyundan gelenleri sevmek İmam-ı Şafiî’ye göre farz, İmam-ı Azam’a (İmam Ebu Hanife) göre ise vacip. Yani, mezhep imamlarına göre hükmü değişse de her halükarda ibadet kabul ediliyor.

Günümüzde maalesef bu ibadet ya ihmal ediliyor, ya da namazlarda okunan salli barik dualarıyla sınırlı kalıyor. Tahiyyatta okuduğumuz bu dualar aracılığıyla Efendimiz ve ailesine salât ve selamda bulunuyoruz. Sonrasında ise Ehl-i Beyt’e sevgimizi gösterme gayreti içine girmiyoruz. İsimlerini anmıyor, onlardan himmet almıyoruz.

Alevî ve Şia geleneğindekilere aitmiş gibi algılansa da, âlimlerin yaptığı tefsirlerde Efendimiz’in akrabalarını ve soyundan gelenleri sevme tüm müminlerin üzerine borçttur. Nitekim Peygamber Efendimiz’in akrabalarının ve soyundan gelenlerin sevilmesini istediğini, Kur’an’ın yanı sıra hadis-i şeriflerde de okuyoruz. Örneğin bir hadisinde (Veda Hutbesinde) Resulullah (s.a.v.), “Size iki şey bırakıyorum. Onlara temessük (uysanız) etseniz, necat bulursunuz. Bunlar Kitabullah ve Ehl-i Beyt’im’dir.” buyuruyor. Başka bir hadis-i şerifte ise “Bana karabeti (yakınlığı) olanları, yani yakınlarımı sevmenizi isterim.” diyor. Meselenin gönlündeki karşılığını anlatabilmek adına bazen Sahabe Efendilerimizi de bu yönde telkinlerle yakınlarını sevmeyi teşvik ediyor. Onlara kızı Hz. Fatıma, damadı Hz. Ali, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hakkındaki düşüncelerini sık sık dile getiriyor.

Ecdadımız bu konuda hassas davranmış, Nurânî bir şecere olan Efendimiz'in (s.a.v) pak soyu mukaddes bir emanet olarak kabul edilmiş, daima hürmet ve muhabbetle muamele görmüştür. Müslümanlar Ehl-i Beyt'e sahip çıkmayı ve onların meseleleriyle ilgilenmeyi âdeta bir vazife kabul etmişlerdi. O kadar ki; Efendimiz s.a.v mübarek Ruhu Şerifini ve Kabri Şerifini incitmemek adına bu örnek manidardır. Cennetmekan Sultan 2. Abdülhamid Han, Hicaz Demiryolu`nun inşaasında Medine-i Münevvere`nin 20 kilometre yakınına gelindiğinde Peygamber Efendimiz rahatsız olmasın diye Medine’nin merkezine kadar raylara keçe döşetme emri verir.  Trenin raylar üzerinden geçmesi ile çıkacak sesler böylece  engellenir.

Ehl-i Beyti'in en belirgin özelliği. Efendimiz (s.a.v) ve Ehl-i Beyt'i; "Bilmiyor musun? Biz (Ehl-i Beyt) sadaka (zekât) yemeyiz." (Buhari, Zekât, 60, II. 135); "Muhammed ve ehline sadaka helâl olmaz." (Neylül Evtar, IV.185, Yusuf El Karzavi, Zekat) hadîsleri gereğince zekât ve sadaka kabul etmiyorlardı. Ehl-i Beyt tüccarlık, zanaatkârlık başta olmak üzere değişik işlerle meşgul olarak geçimlerini temine çalışmaktaydı. Meselâ Osmanlı'nın ilk Seyyid Nazırı Ali Natta yorgancılık yapıyordu.

Son olarak; Peygamberimiz’in (s.a.v.) gönlünü hoş tutma gayreti taşıması ve şefaatine vesilesi olması bakımından da Ehl-i Beyt sevgisi teşvik ediliyor.

Hepimiz sevdiklerimiz tarafından sevdiklerimizin sevilmesini de isteriz. Ümmetine karşı merhameti ve gönlündeki muhabbetiyle bütün peygamberlerin önüne geçen Allah Resûlü de, çok sevdiği ümmeti tarafından kıymet verdiği ailesinin sevilmesini istiyor. “Nimetlerinden rızıklandırdığı için Allah’ı, Allah’ın sevgisinden dolayı beni, benim sevgimden dolayı da Ehl-i Beyt’imi seviniz.” Buyuruyor.

Yine bir başka hadisinde şöyle sesleniyor ümmetine Nebiler Serveri: “Benim istediğim risalette ücret değil, benim ve sizin akrabalarınızı sevmenizdir. Onlara eziyet etmeyin, onlar ve ben, zaten akrabalarınız olmakla sevginin mekanı ve mahalli olacak kimseleriz.

Allah Resûlü, sahabenin anlattığı üzere sevdikleri üzülünce çok üzülüyor. Bu yüzden sevdiklerinin üzülmesini değil, sevilmesini istiyor. Bir gün Hazreti Fatıma’yı göstererek sahabe efendilerimize, “Fatıma benden bir parçadır, bundan dolayı onu kızdıran beni kızdırmış olur.” demesi de bunun bir neticesi.

Kim beni severse bu ikisini (Hasan ve Hüseyin) ve bu ikisini severse babasını ve annesini sevsin.” hadisi, O’nun (s.a.v.) Ehli Beyt’ine ne kadar düşkün olduğunu gözler önüne seriyor.

Her namazdan sonra yaptığımız şu güzel dua ile bitirelim, İnşallah.

Allah’ım bizi sevdiklerine sevdir. Sevdiklerini bizlere sevdir. Bizi birbirimize sevdir. (Amin)

Bütün yaratılanları, sonradan muradı ilâhiyesi üzerine halk eden, yaşatan, rızkını veren, öldüren ve yeniden diriltecek hesap gününün yegâne sahibi Cenabı Hakka (c.c.) Hz.lerine nihayetsiz Hamdü Senalar olsun (Amin).

Bitmeyen Salatu Selam, Habibi ve Resulü Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) ve onun nurlu yolunda olan ehli beytinin, sahabeyi kiramın ve bütün ümmeti Muhammed'in üzerine olsun (Amin).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder