Bağlum'dan Göynük'lü İbrahim DENLİ

"Ya Rabbi senin rızanı tahsil için bu sevgili kuluna ve evliyana hizmet ediyorum. Bu hizmetim esnasında ayağıma batan kumların, dikenlerin, taşların adedince ümmeti Muhammedi affet."

Hangi Yûnus..

Tapduk bir türlü arzuladığı gibi Yunus'u ele almıyor, erenlerin gönül deryasından bir katre sunmuyordu. Yunus bu konuda bir dilekte bulunsa "Sen hâlâ dünya kokuyorsun" deyip savuşturuyordu. Yunus:

-Herhalde benim nasibim burada değil, bir başka şeyhin kapısında" diyerek Tapduk'a dahi haber vermeden dergahı terk etti. Ama dergahtan uzaklaştıkça içini bir hüzün kapladı. Tapduk Emre'nin kapısında en basit işleri yaparken bile gönlünde bir aydınlık, bir ferahlık, bir yumuşaklık vardı. Dergahtan ayrılalı gönlü kararmış, katılaşmıştı, uzaklaştıkça içini Tapduk'a ve dergaha karşı bir hasret kaplıyordu.

Bu yolculuk sürerken bir akşam vakti yedi kişilik bir başka yolcu grubuna rastladı. İçini kaplayan hüzün ve hasrette belki bir hafifleme olur diye kendi de onlara katıldı. Yol arkadaşları ermiş kılıklı, yaşlıca insanlardı. Güven veren halleri vardı. Birlikte sürdürülen bu yolculuk sırasında bir an geldi ki hiçbirinin çıkınında (azık çantası) bir şey kalmadı. Bir yerde mola verdiler, açlık canlarına tak etmişti. Bu yedi arkadaştan biri ellerini kaldırıp Yaradan'a niyazda bulundu. Bu dua ve yakarmanın akabinde önlerinde türlü yiyeceklerle donanmış bir sofra peyda oldu. Yediler içtiler Rablerine şükrettiler. Bundan sonra bu yedi yolcudan her biri yolda acıktıkça dua etti ve yemekleri ilahi bir lütuf olarak ikram edildi. Sonunda dua sırası Yunus'a gelmişti. 

Yunus soğuk terler döküyordu. İşin içinde mahcup olmak vardı. Yol arkadaşlarının her biri Allah katında makbul kişilerdi ki duaları kabul görüyordu. Kendinin böyle bir imtiyazı yoktu. Ama duayı yapacaktı, çaresi yoktu. Bütün varlığı ve içtenliğiyle Allah'a yalvardı:

- Ya Rabbi, şu yol arkadaşlarım sana kimin yüzü suyu hürmetine yalvarıyorlarsa ben de onun yüzü suyu hürmetine yalvarıyorum, beni mahcup etme... 

Bu duanın arkasından öncekilerin iki katı yiyecek içecek lütfedildi. Şaşkınlık sırası yedi yolcudaydı. Sordular: 

- Ey arkadaş, sen kimin hürmetine dua ettin?. Yunus ;

- Önce siz söyleyin" dedi. Açıkladılar: 

- Biz Tapduk Emre'nin dergahında Yunus adında çok makbul ve muteber bir derviş varmış onun hürmetine Allah'a yakarmıştık."

Yunus esas şimdi mahcup olmuştu. Yunus'un kendisi olduğunu açıklamaya utandı. Tapduk Emre'ye karşı da kalbini bozmuştu. Halbuki Tapduk ona Allah yolunda epeyi dereceler kazandırmıştı. Büyük bir pişmanlık içinde, bedeninden sıyrılmış bir ruh gibi akarak Tapduk dergahına döndü ve şeyhine bu defa kendini kayıtsız şartsız teslim etti.


Hor bakma sen toprağa,
Toprakta neler yatur
Kani bunca evliya,
Yüz bin Peygamber yatur.

Cennette buğday yiyen,
Gaflet gömleğin giyen
Hem dünyaya meyleden,
Adem Peygamber yatur

Arkasiyle kum çeken,
Göz yaşıyle yuğuran
Kabeye temel kuran,
Halil Peygamber yatur

Vücudunu kurt yiyen,
Kurt yedikçe şükreden
Belalara sabreden,
Eyyup Peygamber yatur

Balık karnında yatan,
Deryaları seyreden
Kabak kökün yastanan,
Yunus Peygamber yatur

Kuyuda nihan olan,
Kul deyüben satılan
Mısır’a sultan olan,
Yusuf Peygamber yatur

Yusuf’un yavu kılan,
Kurt ile davi kılan
Ağlayıp gözsüz kalan,
Yakup Peygamber yatur

Asasın ejder eden,
Bahre urup yol eden
Fir’avnı helak eden,
Musa Peygamber yatur

Ol Allahın habibi,
Dertlilerin tabibi
Enbiyalar serveri,
Resul Muhammed yatur

Hayber kal’asın yıkan,
Kafiri od’a yakan
Şahinler gibi bakan,
Ali gibi er yatur

Ata ana gülleri,
Kur’an okur dilleri
Fatm’ana oğulları;
Hasan,Hüseyin yatur

İğnesin suya atan,
Balıklara getirten
Tacın tahtın terkeden,
İbrahim Ethem yatur

Gündüzler saim olan,
Geceler kaim olan
Ariflerin sultanı,
Bayzit Bestami yatur

Hakikat erleri,
Geçti dünyadan,her biri
Konyada; ol Mevlana
Hüdevandigar yatur

Çoktur Hakkın has kulları,
Fikr eyle bunları
Saysam erenleri,
Görsen ne sultanlar yatur

Yunus sen de ölürsün,
Kara yere girersin
Kara yer altında,
Çok günahkar kullar yatur...

Yunus EMRE

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder