Lâle, kelime olarak ele alındığında Arapça "Allâh" lâfzına âit harfleri taşımakta olduğu görülür. Eğlâl kelimesi de "lâle" kökünden gelir. Eğlâl ise Yâsin Sûresinde "eğlâlen" şeklinde geçmektedir. Manası ise; "boyunduruk"tur.
Rasûlullâh Efendimiz hicret edecekleri vakit kapıdaki müşrikleri etkisiz hâle getirmek için Yâsin Sûresi'nin bu âyetini okuyarak onlara bir avuç toprak atmıştı. Müşrikler bunun etkisiyle sanki boyunlarına boyunduruk geçirilmişçesine başlarını aşağıya indirememiş ve Efendimiz'i görememişlerdi. Onlar Efendimiz'i göremedikleri gibi gözleri kâinatın bütün hakîkatlerine âmâ olmuştur.
Bunun mukâbili olarak kalblerine Allâh lafzını yerleştiren ve istîdâdınca idrak etmiş olan Hak âşıkları da sanki boyunlarına nurdan bir halka geçirmişcesine başları yukarıda ilâhî cezbeye gark olmuş, onun neşvesiyle müstağrak bir hâldedirler. Aşağının kötülük ve pisliklerinden uzak, mâsivâdan arındırılmış bir gönülle herşeyden mahrû»m olanlar için duâ ve ilticâ hâlindedirler.
Lâlenin harfî manası "hilâl"e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır, yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir, hilâli çevreleyen yıldızlar…
Lâlenin ebced hesabı 66'dır. Altmış altı "Elhamdülillâh"a denk gelir. Onlar o hayret makamının coşkusuyla yaşadığı istiğrak hâline hamdederek "Elhâmdülillâh" derler.
Lâlenin içi kömür gibidir. Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rû»ha sekînet verici bir görünüme sahiptir. Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nû»r hâleli yüzüne benzer.
Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nû»runun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidir.
Bununla beraber Kur'ân-ı Kerîm'in (aynı zamanda Fâtiha sûresinin) altıncı âyeti de "bizi dosdoğru yola (sırât-ı müstakîm'e) ilet" âyet-i kerimesidir. Bu âyet aynı zamanda bir duâ vasfı taşımaktadır.
Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir. Ve tıpkı lâlenin derû»nundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, "ferâhâver (ferahlık veren)" denmiştir. İşte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış, gönüllere âb-ı hayat sunmuştur.
Hülâsa; lâlenin eğlâl oluşu, Lâlenin hakîkat deryasına dalış hâlidir.
Leyl; gece demektir. Gece sevda demektir. "sevda"nın asıl manası "siyah"tır. Gece kıymet bilene "kara sevda"nın yaşandığı ânlardır. Eğer sen geceyi kopkoyu bir boşluk olmaktan çıkarmak istersen, gönüldeki yârları ve ağyârları yok etmelisin! İşte o zaman her yer sana âyân olur. Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Böylece fânî muhabbetler silinerek kalb sevdânın deryâsının derinliklerinde yolculuğa çıkmıştır. Burada bahsedilen "Leylâ" temsîlî olup, asıl kastedilen "Mevlâ"dır. Her yerin âyân oluşuyla, kalb kâinâtın esrârını okuyucu ve alıcı bir hâle gelir. Ve Cebrâil'in "oku" emrini müteâkiben örtüsüne bürünen ürkek yürek, artık serpilip açılır ve her yanda Leylâ'yı "Mevlâ" görür hâle gelir.
Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul! Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece "yâr" haberdâr olsun. Öyle ki, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- ümmeti için gönlü dâim hüzne gark olurken dahî, yüzü her lahzâ beşûş (mütebessim) idi…
LALENİN SUSKUNLUĞU...
Gün yeni yeni salınırken tanyerinde,
bir damla düşüyor mavi bulutlardan al bir lalenin yanağına.
İşte hayat bu damlada gizleniyor...
sevgi de şefkatte bu damlayla bu yaprakta mühürleniyor;
Sen ıslak yanaklı bir laleye sokuldun mu hiç;
usulca avuçlarına alıp ince belini, içine çektin mi suskunluğunu;
onun güzelliği serin rüzgarlarla doldu mu içine;
o güzellik karşısında bir damla yaş kirpiklerinden yol bulup
onun yüreğinde durakladı mı?
Dudaklarının bir busesi var mı bir lalenin kadife yaprağına dokunmuş?
bağrına bastınmı bir lalenin ince kalbini sevgiye akan bakışlarını buldun mu onu izlerken...
Kaç gönül kaldı ki saksısında laleler büyüten?
kaç gönül gözü kaldı ki onların gözlerinde kilitlenen?
Sevgini yeryüzündeki renkleri çiçekler baharın sevgilisi nisanın ilk aşkı masumluğun sultanı, sessizliğin hilkati laleler...
Hazan bahçesinde umut yetiştirenler,
dokunuşlarında sevgiye şiirler yazanlar lale vaktinde laleler gibi
dirilip duaya duranlar yürek topraklarına lale soğanları ekenler dört mevsim içlerindeki gökyüzünden çiçek kokulu yağmurlarla, lale sulayanlar
Bir avuç lalenin mavi gölgesinde
kocaman yüreklerini dinlendirebilenler
lalenin suskunluğunda suskunluğunu bozabilenler
işte bir tek onlar duyabiliyorlar
lalelerin sessiz türkülerini ve
kalplerinde toprağa götürdükleri yağmur renkli gizemini!..
(alıntıdır)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder